Yargıtay'ın 09.03.2006 Tarihli GAS Kararının Değerlendirmesi


                                                                Av. Z. Emre Kurt[1]

I.   OLAY
Davacı vekili; dünyanın birçok ülkesinde tescilli tanınmış bir marka olan GAS ibaresinin davalı yanca Türkiye’de haksız olarak tescil ettirilip müvekkiline ait malların satışının engellenmeye çalışıldığını, markalarının Paris Sözleşmesi’nin I. Mükerrer 6. maddesi kapsamında olması itibarıyla davalının GAS markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise müvekkilinin GAS markasını 1992 ve 1995 tarihlerinde tescil ettirmiş ve 10 yıl sonra da yenilediğini ifade etmiş, GAS markasının tanınmış marka olmadığını öne sürmüş, davanın 5 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını zira davacının tekstil emtiası için yapmış olduğu tescil işleminin müvekkilin markası nedeniyle TPE Başkanlığınca 16.1.1997 tarihinde reddedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre davalının tescilinin 1992 yılında yapıldığı ve bu tarih itibarıyla davacı markasının Türkiye’de tanınmış marka sayılmasını gerektiren kriterleri kapsayan ticari faaliyetinin olmadığı, davalı markasının tescili tarihinden itibaren 10 yıllık bir süre geçtikten sonra dava açıldığı, bu süre içinde davacının davalının markasını kullanmasına itiraz etmediği, davalının kendi olanaklarıyla GAS markasını tanıtıp bu konuda ticari faaliyetini genişlettiği, bu aşamadan sonra davacının tanınmış marka ve Paris Sözleşmesi’nin I. Mükerrer 6. Maddesine dayanarak hükümsüzlük davası açmasınn MK m. 2 karşısında ve hakkın zamanında kullanılmamasından dolayı dava açma hakkının kalmadığı gerekçesiyle red kararı verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelerde, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görmeyen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi; hükümsüzlüğü istenen GAS markasının tescil edildiği 1992 tarihinde tanınmış marka statüsünde olduğunun kanıtlanamamış bulunmasına, davacının aynı işaretin tescili için 1997 yılında TPE’ye yaptığı ve kısmen redde uğrayan marka başvurusunda da tanınmışlığa dayalı itiraz ve dava haklarının kullanılmadığının anlaşılmış olduğu kanaatiyle davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması yönünde karar oluşturmuştur[2].
II.  KARARIN İNCELENMESİ
Somut olayda yerel mahkeme ve Yargıtay karar verirken üç temel konu üzerinde durmuştur: GAS markasının Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olup olmadığı, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranılmış olup olmadığı ve bu konularla bağlantılı olarak davalının marka tescilinde, davacının ise dava hakkını kullanırken kötü niyetle hareket edip etmedikleri.

  1. 1.            TANINMIŞ MARKA SORUNU

Davacı GAS markasının Paris Anlaşması’nın 1. mükerrer 6. maddesine göre tanınmış marka olduğunu iddia etmiş ancak bu iddiası Yargıtay tarafından kabul görmemiştir. Burada öncelikle ortaya konulması gereken husus Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markadan ne anlaşılması gerektiğidir.
Bu doğrultuda, doktrindeki genel eğilim Paris Anlaşması çerçevesinde tanınmış marka’yı “yurtiçi ve yurtdışında ilgili çevrelerce bilinen markalar” şeklinde anlamaktadır[3].  Ancak kanaatimizce Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markanın bu şekilde dar yorumlanması ondan amaçlanan verimin alınmasına engel olacaktır. Paris Sözleşmesi’nin lafzı, bir markanın herkes tarafından bilinmesi değil “bilindiğinin mütalaa edilmesinden” bahsetmektedir. Buna göre, bir markanın Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış kabul edilebilmesi için ülkemizde fiilen kullanılması hatta bilinmesi gerekmez[4]. Bir markanın Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış kabul edilebilmesi için önemli olan o markanın ülkemizde bilinmese de bilinebilir olmasıdır.
Bu doğrultuda, Yargıtay yerel mahkemenin kararına paralel olarak Paris Sözleşmesi Anlamında tanınmış markayı dar yorumlayarak, ülkemizde fiilen tanınmış olduğu yönünde bir delil sunulamadığı gerekçesiyle GAS markasını, tanınmış bir marka olarak kabul etmemiştir. Hâlbuki ilk marka tescili 19.04.1984 yılında yapılan GAS markası; WIPO aracılığıyla İsviçre, Almanya, İspanya, Fransa, İtalya ile Benelüks ülkelerine ilaveten 12 ayrı ülkede tescil ettirilmiştir ki davacı firmanın dünya çapında sahip olduğu mağazalar şekli bir tescille yetinilmediği, GAS markasını taşıyan ürünlerin dünyanın dört bir yanındaki tüketicilere ulaştığını göstermektedir[5]. Nitekim Yargıtay da birçok kararında uluslararası tescillerin tanınmışlığa işaret eden önemli bir delil olduğuna hükmetmiştir[6].
Ezcümle, basiretli bir tacir olarak kendi alanıyla ilgili tescilleri ve gelişmeleri takip etmek durumunda olan davalı şirketin[7], 1985 yılından beri birçok ülkede tescilli olup fiilen uluslararası ticaret yapan, moda dergilerinde sık sık yer alan GAS markasını bilebilir olması bu markanın Paris Anlaşması anlamında tanınmış bir marka olarak kabulünü zorunlu kılar[8].
2.    SESSİZ KALMA YOLUYLA HAK KAYBI VE KAZANILMIŞ HAK SORUNU
Sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramanın temeli; marka hakkı sahibinin marka hakkını ihlali durumuna her olayın kendi şartları içinde değerlendirilebilecek uzun süre sessiz kalması ve bu süreçte marka haklarını ihlal ettiği ileri sürülen iyi niyetli 3. kişinin kendi gayretiyle korunması hakkaniyete uygun olan ekonomik bir değer meydana getirmesidir.
Eğer davacı markasının haksız olarak 3. kişiler tarafından kullanıldığını biliyorsa ama buna rağmen makul kabul edilebilecek bir süreden daha fazla süre devam eden haksız kullanıma karşı hukuki haklarını kullanmak yönünde harekete geçmezse daha sonra bu kullanıma karşı çıkması dava hakkının kötüye kullanılması kabul edilmektedir. Bu makul sürenin ne olacağı somut olayın şartları içinde değerlendirilecektir[9].
Sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranılması; markayı yetkisiz olarak kullanan kişinin iyi niyetli olması halinde söz konusudur. Markayı kullanan kişi iyi niyetli olarak değerlendirilemiyorsa karşı tarafın sessiz kalmasına rağmen marka üzerinde hak iktisabı gerçekleşmez[10].
Olayımızda, tanımlayıcı bir özelliği olmayan bilakis giyim sektöründe itici kabul edilebilecek GAS ibaresinin marka olarak tercih edilmesi normal bir durum[11] olarak değerlendirilemeyeceği hususu dikkate alındığında, GAS markasının bilhassa tanınmış markanın imajını istismar ederek toplumun dikkatini çekmek amacıyla seçilmiş olduğunun kabulü gerekecektir[12].
Ancak doktrindeki bir görüşe göre; haksız marka tescili yapan başlangıçta kötü niyetli olsa dahi, marka hakkı ihlale uğrayan kimse kendi kusuruyla ve uzun süre sessiz kalarak, karşı taraftakine bu eyleminin caiz olduğu izlenimini vermişse, sessiz kalma sebebiyle hak kaybı ilkesi uygulama alanı bulacaktır. Çelişki yasağı olarak ifade edilen yaklaşıma göre; karşı tarafta hukuken kabul edilebilen bir güven duygusu uyandırdıktan sonra davranışını değiştirmek veya yeni ve fakat öncekinden tamamen farklı bir davranışta bulunarak karşı tarafı hukuken elverşsiz bir konuma sokmak hukuken himaye edilemez. Böylece çelişkili bir davranış kanunen var olan bir hakkın fiilen ve hukuken kaybedilmesi sonucunu doğurur[13].
Somut olay açısından bu argümanları değerlendirirsek; davalı şirket 1992 ve 1995 yıllarında yani davanın açılmasından 10 yıldan uzun bir süre önce GAS markalarını tescil ettirmiştir. Bunun yanında davacı şirketin 1997 yılında yapmış olduğu marka başvurusu tekstil emtiası yönünden davalının GAS markası nedeniyle kısmen reddedilmiştir. Bunun ardından; davacı şirket hayatın olağan akışı gereği kendisinden beklenenin aksine, tanınmış olduğunu iddia ettiği bir markanın haklarını savunmak adına kurum kararı iptali davası veya bu karardan sonra uzun süre hükümsüzlük davası açmayıp itirazla yetinerek marka hakkının savunulması konusunda gösterilmesi gereken kararlılık bakımından çelişkili bir duruma düşmüştür.
Öte yandan, davacı firmanın bu davranışı neticesinde davalı firmanın haksız olarak tescil ettirdiğini bildiği/bilmesi gerektiği GAS markasının kullanımına zımnen müsaade edildiği yönünde bir izlenim edinebileceğine ihtimal vermiyoruz. Uluslararası alanda tanınmış bir markayı kendi adına tescil ettiren bir kişi er ya da geç bir hükümsüzlük davası ile karşı karşıya kalacağı/kalabileceği riskini baştan göze almış olmalıdır.
Davacı şirket GAS markasının haklarını koruma yönünde ihmalkâr bir tutum içine girmiş ve bu da markasının şöhretinden bir başkasının haksız yere yıllarca faydalanmasına yol açmıştır. Tescilli bir hakkın kullanımı sicilden terkinine kadar haksız bir kullanım da sayılmadığından uğradığı zararın tazminini de isteyemeyecektir[14]. Ancak davacının bu ihmalinin ya da çelişkili tutumunun, GAS markasını haksız olarak tescil ettiren bir kişinin bu ibare üzerinde hak iktisap etmesine neden olması şüphesiz ki hakkaniyete uygun bir sonuç olmayacaktır.
III.   SONUÇ
Yukarıda detaylı olarak ifade edildiği üzere Paris Anlaşması Anlamında tanınmış markalar ile sessiz kalma yoluyla hak kaybı kavramlarının uygulanmasına ilişkin Yargıtay kararı isabetli değildir. Bu sonucun ortaya çıkmasının en önemli nedeni Yargıtay’ın Paris Anlaşması anlamında tanınmış markayı dar yorumlayarak, bu anlamda bir markanın tanınmış kabul edilebilmesi için markanın ülkemizde fiilen bilinmesi koşulunu araması nedeniyle GAS markasının tanınmış marka olmadığına hükmetmesidir.
GAS’ın tanınmış bir marka olmadığına kanaatine varılması tanınmış bir markayı bilme mükellefiyetini de ortadan kaldırdığından, davalı şirketin kötü niyetli olarak da kabul edilmemesi sonucunu doğurmuş ve bu durum davacı firmanın sessiz kalma yoluyla dava hakkını kaybettiği sonucuna isabetsiz bir şekilde varılmasına neden olmuştur.
 
KAYNAKÇA
Arkan S, Marka Hukuku C.I Ankara 1997
Battal A, Marka Hakkına Tecavüz Davalarında Dava Hakkının Kötüye Kullanılması, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu Bildirliler-Tartışmalar, Türkiye İş Bankası Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, XVIII, 22.06.2001
Dirikan H, Tanınmış Markanın Korunması Ankara 2003,
Orhan A, Yargıtay Kararları Işığında Tanınmış Markalar, Ankara 2007
Tekinalp Ünal Fikri Mülkiyet Hukuku, Aralık 2005,
Karan H. Kılıç M, Markaların Korunması 556 Sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat Ankara 2004,
Memiş T, Fikri Mülkiyet Hukuku Yıllığı İstanbul Kasım 2009,
Karahan S, Marka Hukukunda Hükümsüzlük Davaları, Konya 2002,
Yasaman H, Marka Hukuku 556 Sayılı KHK şerhi İstanbul 2004,
Yasaman H, Marka Hukuku İle İlgili Makaleler Hukuki Mütalaalar Bilirkişi Raporları C.I-II İstanbul 2005,
Kazancı, www.kazanci.com



[1] Ankara Barosu Avukatı, 4M Danışmanlık
[2] Yargıtay 11. HD 09.03.2006 E.2005/2888 K.2006/2381 sayılı karar. Karar metni için Ali Orhan Yargıtay Kararları Işığında Tanınmış Markalar Arıkan 2007 409.
[3] Prof. Dr. Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku İstanbul 1999 s. 379, Prof. Dr. Sabih Arkan Marka Hukuku C.I Ankara 1997 s.93, Hanefi Dirikan Tanınmış Markanın Korunması s. 53-54.
[4] Dr. Hakan Karan Mehmet Kılıç Markaların Korunması 556 Sayılı KHK Şerhi Ankara 204 sf. 94,95.
[5] Detaylı bilgi için www.gasjeans.com, Prof.Dr. Hamdi Yasaman Gas-Gass+şekil konusundaki Hukuki Mütaala Marka Hukuku İle İlgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Rarporları C. II sf.113-130.
[6] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 10.04.1997 1997/1920 E, 1997/2708 K. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 27.09.1999 1999/5162 E. 1999/7136, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 11. Hukuk Dairesi 25.05.2000 2000/1236 E, 2000/4605 K.
[7] Yargıtay 11. HD E.2001/9903, K.2002/3699 sayılı Alvorada kararı
[8] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2001/9903, K.2002/3699 T.19.4.2002 kaynak www.kazanci.com
[9] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 23.01.1998 97/7937 E. 98/158 K sayılı kararında 23 aylık sürede marka hakkının kaybedilmediği. , Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 3.2.2000 99/8169 E. 2000/1726 K. sayılı kararında ise 4 yıllık süreden sonra dava açılmasının marka hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirmiştir.
[10] Prof. Dr. Hamdi Yasaman Marka Hukuku İle İlgili Makaleler Hukuki Mütalaalar Bilirkişi Raporları C.II Kasım 2005 s.102.
[11] Fikri Mülkiyet Hukuku Yıllığı 2009,  Türk Hukukunda Kötüniyetli Marka Tesciline Bağlanan Sonuçlar s.419-420
[13] Ahmet Battal, Marka Hakkına Tecavüz Davalarında Dava Hakkının Kötüye Kullanılması, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu Bildirliler-Tartışmalar sf.48, XVIII, 22.06.2001
[14] Yargıtay 11. HD 12.11.2002 E.2002/6904 K.2002/10352, 11. HD 5.2.2002 E.2001/9120 K.2002/896