Tanınmış Markalar

Marka bir işletmenin malarını diğerlerinden ayırmaya yarayan işaretlerdir. Markanın en temel özelliği onun ayırt ediciliğidir. İlk defa kullanılan bir marka dahi belirli bir ayırt ediciliğe sahiptir. Ancak seçilen işaretler zaman içinde geniş çevrelere ulaşarak ilgili sektörde veya halkın genelinde şöhret kazanabilir.
Türk Patent Enstitüsü veya mahkemeler nezdinde tanınmış marka kabul edilmenin önemi büyüktür. Zira tanınmış markalar sıradan markalara göre daha geniş çaplı bir korumadan faydalanırlar. Yani bir marka sadece iştigal konusu veya iştigal konusuyla alakalı mal ve hizmetler yönünden korunurken tanınmış markalar bütün sınıflarda korunur. Örnek vermek gerekirse çok tanınmış Adidas markası sporla, giyimle ilgili tüm sınıflarda korunduğu gibi mesela Adidas markasını inşaat malzemeleri için de tescil ettiremezsiniz. Öte yandan örneğin Sabri de aynı Adidas gibi bir giyim markasıdır. Adidas’tan farklı olarak bu markanın tanınmışlık durumu olmadığı için daha sınırlı bir korumadan faydalanır. Bir başka değişle Sabri markası ve benzerlerinin kullanılması ancak giyim ve giyimle alakası olabilecek sınıflar açısından engellenebilir.
Bunun yanında, Paris Anlaşması’na göre tanınmış olarak kabul edilen markalar markanın ülkeselliği prensibinin istisnasını oluştururur. Bunun anlamı marka sadece tescil edildiği ülkede korunurken Paris Anlaşması’na göre tanınmış kabul edilen markalar tescil edilmemiş olsa dahi Paris Anlaşması’na üye devletlerde korunur. Paris Anlaşması çerçevesinde tanınmış marka “Paris Anlaşması’na üye devletlerde tanınan ya da bazılarında bilinen marka olarak tanınmaktadır.” Mesela Sainsbury’s sadece Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren çok tanınmış bir süpermarkettir. Bu markanın ülkemizde tescilinin reddinin temelini tanınmış bir markadan haksız olarak yararlanılmasını önleme düşüncesi oluşturmaktadır. Zira global dünyanın etkisiyle bu markayı bir şekilde bilen ilgili sektördeki kişiler ülkemizde tescil edilen Sainsbury ile Birleşik Krallıktaki J Sainsbury plc’nin bağlantılı olduğunu düşünerek yanılgıya düşebilirler ve bu durumdan ülkemizdeki tescil sahibi haksız avantaj sağlayabilir. Yargıtay’ın içtihatlarında da kabul ettiği gibi karışıklık ihtimalinin tüketicilerin hepsinde değil de bir kısmında ortaya çıkması dahi bu riskin varlığını kabul için yeterlidir.
Yargıtay Ferrari kararında ülkesellik ve tescil ilkesi yanında bir adım daha ileri gitmiş ve bir markanın bir sahibi olur kuralına da istisna getirerek “tanınmış marka sahibinin kendinden önce tescilli markayı terkin ettirme yoluna gitmeden kendi markasının tescilini isteyebilmelidir.”yönünde hüküm kurmuştur.
Bir markanın ne zaman tanınmış marka sayılacağı ise çözülmesi gereken ayrı bir sorundur. Bir markanın tanınmış olarak kabul edilebilmesi için doktrin ve mahkemeler bazı kriterler belirlemiştir.
Yargıtay emsal karalarında markanın menşe ülkesi dışında tescil edilmiş olmasına özel bir önem vermiş ve yurtdışı tescillerinin markanın ticaretini yurtdışına genişletmiş olacağının ve dolayısıyla geniş kitlelere ulaşmanın tanınmışlığa işaret edeceğine hükmetmiştir.
Ancak tek başına yurtdışında tescil edilmiş olmanın tanınmışlığın kabulü için yeterli kabul edilmesi hatalı sonuç verebilir. Çünkü Madrid sistemiyle markanın yurtdışında tescili son derece kolay hale getirilmiştir. Bu sistemden yararlanarak aslında yurtdışında tescil dışında göze çarpan bir ticareti olmayan firmalar tanınmışlık iddiasında bulunabilecek bu da marka hukukunun amacını aşacaktır.
Netice itibarıyla yurt dışı tescilleri dışında da tanınmışlığı gösteren başka unsurlar markanın tanınmış kabul edilebilmesi için aranmalıdır. Peki, nedir bunlar? Bu soruya Fikri Mülkiyet Dünya Örgütü cevap vermiş ve markanın tanınmışlığı konusunda yapılacak değerlendirmede; ilgili sektörde markanın tanınma derecesi, markanın süre/yaygınlık/coğrafi alan itibarıyla her türlü kullanımı, markayla ilgili yapılan reklâmlar/tanıtımlar, markanın tescillleri ve tescil başvuruları, marka haklarında yapılan yaptırımlar yani markanın korunması için açılan davalar veya markanın benzerini tescil teşebbüslerine karşı yapılan itirazlar, yetkili makamlar tarafından markanın tanınmış marka olarak kabulü, markanın ekonomik değeri gibi unsurların göz önüne alınabileceğini belirtmiştir.
Yargıtay’ın görüşüne göre bir markanın tanınmış kabul edilebilmesi için markanın konulduğu malın veya hizmetin yöneldiği tüketici çevresinde veya ilgili sektörde tanınması yeterlidir. İlgili sektörden anlaşılması gereken malın veya hizmetin mevcut ve potansiyel tüketicileri, ilgili malın dağıtım kanalları ve pazarlaması ile ilgili kişiler, bu tip ürün veya hizmetle ile ilişkili faaliyette bulunan kişilerdir.
Dolayısıyla Yargıtay’ın uluslararası uygulamaya da paralel olan bu yorumuna göre markanın tüm toplumca bilinmesi değil sadece ilgili sektörde bilinmesi tanınmışlığının kabulü için yeterlidir. İlgili çevreyi aşan bir tanınmışlık varsa çok tanınmış veya dünyaca tanınmış marka söz konusudur.
Örnek vermek gerekirse, Sony toplumda ve dünyada herkes tarafından bileinen dünyaca tanınmış bir markadır. Sony markasını elektronik ürünlerin potansiyel tüketicileri tanıdığı gibi diyelim ki Sony marka alacak durumu olmayan, bu markanın müşterisi olmayan kişiler dahi bilmektedir ve sadece ülkemizde değil Sony markası dünyada bilinmektedir. Bu Sony markasının dünyaca tanınmış marka olduğuna işaret etmektedir.
Öte yandan Remy Martin konyak yapımı konusunda tanınmış bir markadır ve çok özel bir tüketici kitlesine hitap eden bu marka halkın genelinde değil sadece ilgili kesimde çok tanınmış bir markadır.
Sonuç olarak, tanınmış markaların marka hukukunda ayrı bir yeri vardır. Bu markalar özel olarak korunurlar ve markanın sadece tescil edildiği sınıf için korunacağı , ülkesellik ve hatta bir markanın bir sahibi olur kuralına istisna teşkil ederler.
Web sitesi ve makaleyle  ilgili her türlü soru, görüş ve yorum için;
Av. Z. Emre Kurt   [addmail]